Loading…
Benim için her doğum günü, iki duygunun iç içe geçtiği bir
gündür. Başkası için anlamı farklı olabilir; çünkü ben, doğduğum gün ölüme
doğru gidişimin doğal bir süreç olduğunu öğrendim. Ölüm, taşa işlenecek son
rakamdır. Şimdi ise devlet kayıtlarına işleniyor...
Doğum kâğıdı seni yaratanların eline verildiğinde, artık o
iki rakam arasındaki çizgi başlamıştır. “Loading” diyen bir çizgi... Cep
telefonlarının şarj dolum çizgisi gibi... Hayat, bu şarjı hızlı doldurursanız
hızlı biter, diyor ustalar.
“Güzel yaşa ki ölümün yakışıklı olsun” derlerdi benim
çocukluğumda. Şimdi kaldı mı öyle cümleler?
Sonuçta cümleler de emekli oluyor. Belki EYT’den emekli
olmuşlardır...
Emeklinin hâli ortada: insafsız bir adamın iki dudağı
arasında. Ya aç kalacak ya da sadaka alacak...
Sadakalar da aylığa bağlandı artık...
Konuyu dağıtmayalım; bir doğum günü teşekkür yazısı
yazacaktım, o bile siyasi oldu.
Hayatımız politika, taraf tutma ve nefret söylemi geliştirme
üzerine kurulu. Ülkemiz neden bunu daha kurulurken kabul etti?
Katliam, cinayet, tetikçilik... Tetikçiyi sıkıştırıp köpek
kulübesinde öldürmek... Daha düne kadar büyük kahraman olan, ülkesi için elini
kana bulamaktan çekinmeyen biri, bir anda “katil” oluyor ve yeni kapı
bekçilerine öldürtülüyor.
Tarihte boşluk olmaz. Katillerin ve tetikçilerin yerini
hemen yeni tetikçiler doldurur.
Devlet varsa, tetikçinin ve eli kanlı insanların olması da
doğaldır. Onlar devletin görünmeyen yüzüdür. O yüz dokunduğu an ölüm vardır.
Kural yoktur; namlunun kanunu geçerlidir.
Konu yine tarihe geldi... Resmî tarihte bulamazsınız bu
kadar açık tetikçi ölümlerini. Sadece bir “hainin ölümü” yer alır.
“Hain” dendiği an, o kişi hakkında mutlak karar verilmiştir:
“Başı vurula!”
“Eceli gelen gider cami duvarına işermiş” diye bir cümle
daha vardı. Hâlâ geçerlidir sanırım. Cami de var, ecel de...
Bu cümle geleneksel düşünce yapısının içindedir; çünkü cami
sahipleri eceline geleni öldürür. Sonra da uygun görürlerse musalla taşına
koyup namazını kılarlar.
İslam dini bir anlamda yaşayan o cümleyi tarif eder.
Ülkemiz bir İslam devletidir.
Devletin dini vardır.
Devletin dinî kurumları vardır.
Devletin mezhebi de vardır.
Devletin çıkarına dokunmak, “cami duvarına işemek” anlamına
gelir.
Devletin savunma mekanizması o “işeyeni” siyasi kararla
cezalandırır. Çünkü her şeyin üstündedir çıkar.
Çıkarın olduğu yerde para vardır.
Paranın olduğu yerde din de, ahlak da, gelenekler de eğilip
bükülebilir. Çünkü hepsi değişkendir.
Değişmeyen tek şey değişimin kendisidir.
Krallar gider, padişah gelir; o gider, cumhurbaşkanı gelir.
Aslında devlet döner durur.
Çünkü devletler de canlı organizmalar gibidir. Doğduğu an
“loading” çizgisi başlar.
Sonsuza kadar yaşayan devlet yoktur; olmayacaktır da. Bir
gün mutlaka yıkılır.
Her canlı organizma yaşarken çürümeye başlar.
Ölüm çürümeyi durdurmaz.
Çürümenin içinden yeni filizler doğar.
Aslında bakarsanız çürüyen her şey dönüşümü ifade eder; eğer
ateşin içinde yakılmazsa...
Bu yüzden ölüleri toprağa değil, ateşe gömün!
Kötülükler bir daha doğmasın, dönüşmesin...
Benim her doğum günüm, çelişkili düşüncelerin bir arada
olduğu gündür.
Doğum günümde ölüm vardır.
Bu yüzden o günü babamın mezarı başında geçirmek istedim.
Çünkü o iki çelişkili düşünceyi bir arada, somut olarak görmek istedim.
Belki emekliye ayrılmış cümleler gelir aklıma; ben de orada
onlara can suyu veririm...
“İyi ki doğdum” diyorsam; beni hayata getirenler, hayatta
tanıdıklarım, hatta sevdiğim bilgisayarım bile beni tanımlayan şeylerdir. O
yüzden onlar var olduğu sürece ben de varım. Benim yok olmam, çevremin
yalnızlaşmasıdır.
Doğum günü mesajı gönderenlere, arayanlara minnettarım.
Onlar olduğu için varım.
İyi ki doğdum.
İyi ki varsınız...
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder
Not: Yalnızca bu blogun üyesi yorum gönderebilir.