Boşluğa Çizilmiş Bir Çerçeve
Dün bir avukat arkadaşımla sohbet ediyorduk. Elbette
“avukat” diye özellikle vurgu yapmamın bir nedeni var. Çünkü insanları
meslekleriyle değil, görüşleri ve tavırlarıyla değerlendiririm. Ama avukat
arkadaşlarımı gerçekten severim. Hepsi safmış gibi sorular sorar, hukuk
kuralları içinde çözüm ararlar. Yani onların düşünce yapısında hukuk, kurallar,
maddeler ve uygulamalar, düşünce biçimini bir anlamda şablonlaştırmış ya da
çerçevelemiştir.
Özgür düşünce yapısı genelde avukatlarda olmaz. Onlar için
özgürlük, kurallar içinde var olan alanlardır. Başka bir özgürlük yokmuş gibi
davranılır. Avukatların konuşmalarına bakın; özellikle siyasi olanların hemen
hepsi sistem içinde reformisttir. Şikâyet ederler ama çözüm yoluna başvurmak
yerine, gelenle ya da var olanla idare ederler. Kuralları çiğneyen bir güç
karşısında ise sessizce o güce saygı duyarlar.
Bugüne kadar avukatların, Anayasa Mahkemesi kararları
uygulansın diye adalet yürüyüşü yaptığını gördünüz mü? Çünkü onlar saygılı
vekillerdir.
Konumuzla doğrudan alakalı olduğu için avukat vurgusu
yaptım.
Avukat arkadaşım bana sordu:
“Şu çerçeve yasasından ne bekliyorsun, daha doğrusu ne
düşünüyorsun?”
Elbette benim bir beklentim yok. Çünkü o yasayla ilgili
herhangi bir beklentiye girmedim. Sonuçta çerçeve yasası, “Terörsüz Türkiye”
ile ilgili. Konunun özüyle ilgili bir durum söz konusu değil. Bunu, bu işle
ilgilenen her bireyin bildiğini düşünüyorum.
Zaten muhatapların bir tarafı “terör” vurgusunu yaparken,
diğer taraf ise “Bu ilk adım, asıl çözüm ileriki adımlarda” diyor. Kısaca,
muhataplar bile bile ilk adımda bir şey olmayacağını biliyor ama çerçeve
çizilmiş oluyor.
Elbette yasalarda çerçeveler çizilir. Ama eşitlik ilkesiyle
ötekileştirilenlere de haklar uygulanır.
Beklentim yok ama düşüncem de yok demedim.
Avukatların soru sormasını severim. Safmış gibi, bilgisi
yokmuş gibi yaparlar; karşısındakini ölçerler. Bunu bildiğim için ben de
sorunun arkasındaki niyeti ölçmeye çalışmadan doğrudan düşüncemi açıkladım.
Kürt sorunu konusunda henüz bir şey yok. Muhatap alınan tarafta
ise Meclis'te Krikor Zohrab yok. Onun gibi ateşli, iktidarı köşeye sıkıştıracak
bir hatip yok. Onlar hep iyimserlik aşılıyorlar ama bugüne kadar yaratılan
bütün iyimserliklerin altı boş çıktı ve her seferinde hayal kırıklığıyla
sonuçlandı.
Kısaca, Kürt sorunu açıkça ifade edilmediği için ülkemizde
ne demokrasi ne de özgürlükler konusunda bir adım atılmasını beklemiyorum.
Benim bu konudaki duruşum net.
Avukat arkadaşımın kıs kıs güldüğünü fark ettim. Çünkü dedi
ki:
“Hukuk olmadan yapılan her adım aslında boştur.”
Şimdi bizler boş işlerle uğraşıp ömrümüzü törpülemeyi
seviyoruz. Geriye kalan ise kocaman bir boşluk ve kanla doldurulmuş tarih
sayfaları.
Biz neden geçmişimizde bir gül bahçesi yaratamıyoruz?
Önce çerçeveyi çiziyoruz. Sonra içine ne koyacağımızı
konuşuyoruz. Oysa yıllardır çizilen çerçevelerin içinde çoğu zaman ne adalet
var ne özgürlük ne de eşitlik. Sadece ertelenen umutlar var.
Biz yine bir maddenin, bir yasanın, bir düzenlemenin her
şeyi değiştireceğine inanmak istiyoruz. Oysa hukuk, adaletin aracı olmaktan
çıkıp mevcut düzenin sınırlarını belirleyen bir çerçeveye dönüştüğünde, geriye
sadece o çerçevenin içine bakmak kalıyor.
Ve baktığımızda çoğu zaman bir resim göremiyoruz.
Sadece boşluk...
Belki de yıllardır aynı boşluğa farklı isimlerle çerçeve
çiziyoruz. Sonra da o çerçeveyi çözüm sanıyoruz.
Biz ise hâlâ çerçevenin düzgün olup olmadığını tartışıyoruz.
Sonra dönüp geçmişimize bakıyoruz: Bir türlü gül bahçesi
yaratamamışız. Çerçevelerimiz var, yasalarımız var, kurallarımız var; ama
içeride yine kan, acı ve hayal kırıklığı...
Boşluğa çizilmiş bir çerçevenin içinde, ne kadar güzel bir
resim hayal edebiliriz?
Boşluğa çizilmiş bir çerçevenin içinde, ne kadar güzel bir
resim hayal edebiliriz?
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder
Not: Yalnızca bu blogun üyesi yorum gönderebilir.