Kışkırtan mı suçlu, yoksa…?
Gelişmekte olan yani geri bıraktırılmış devletler krize
düşünce liderleri sokak mantığı ile hayata bakar, çünkü krizi yönetmek diye
bildikleri şey; sokak kavgasından başka şey değildir.
Sokak dilini kullananlar için “görünendir” düşman ya da
dost. Her ikisini de abartılı şekilde yaşarlar… “Ya toprağım olacaksın ya da
benim!” mantığı içinde arabesk bir bakış açısı ile sürekli karşı tarafın
provokasyonuna gelir. Çünkü yaşanmışlıklardan ders almak yerine kendi bildiğin
doğru olduğuna inanır.
Provokasyon = kışkırtma...
Son on yıllık ülkemizde yaşanan olaylara bir bakalım, batıda
bir yerde bir karikatür yayınlanır ve toptan olmasa da devletçe bir tepki
verilir. Buna karikatürcülerde katılır, bazı “dokunulmaz hassas konular var” diyerek
ama “mizahın dokunmayacağı hiçbir şey yoktur, tam özgür olduğu için mizahtır”
lafını unutuverirler, çünkü onlarda kendilerini aşmadıkları bazı manevi duygulular
içindedir.
Mizahçı otosansürünü uygular, çünkü ağzına geleni değil,
aklına geleni ölçerek kamuya açarlar eserlerini. Mizah yapmak gerçekten çok
zordur, o zorluk derinin yüzülmesine kadar giden tepkilerdir. Osmanlı dönemi
mizahçılarından/ hiciv ustalarından derisi yüzülen, başı vurulan, denize atılıp
boğdurulanları tarih sayfalarında bulabilirsiniz…
Mizahçı ancak kendi esprisini anlayacak bir kamuoyu önünde
rahat eder, en söylenmeyecek şeyleri bile öyle bir usturuplu söyler ki,
karşısındakine çuvaldız batırır, iğne batırmış hissi verir… Mizah yapmak
gerçekten birikim işidir, birikim olmadan mizah yapılamaz. İyi bir izleyici,
iyi tahlil eden, gelişmeleri iyi okuyan ve önceden hissedip dillendirendir…
En çok hafife alınan mizahçılar aslında toplumun yüz
aklarıdır, onlar toplumun hem vicdanı hem de tarihin taşıyıcısıdırlar. Mizahın doğasında olanı her mizah okuru
hisseder, ona göre algılar ve kendisini şartlandırır bir anlamda. Her
mizahçının da bir kitlesi vardır. Her kesim o mizahçının dilinden hemen
algılaması söz konusu değildir, mizahçı kendi okurunu yaratır ve geliştirir.
Mizahçı genel topluma göre değil, kendisi oluşturduğu ve geliştirdiği okuruna,
izleyicisine seslenir…
Şimdi bir karikatür ne kadar provoke eder bir insanı?
Karikatür sonuçta mizah eseridir.
Kışkırtır.
Rahatsız eder.
Alay eder.
Küçümser…
Mizah, beklenmedik bir anda insanları şaşırtarak güldüren
bir eylemdir. Mizah, zeka gerektiren bir durumdur. Her olayla ilgili mizah
yapmak da mümkündür.
Her provokasyon mizah değildir. Tersinde ise her mizah
içinde kışkırtma vardır, dozajını üreten sanatçı belirler.
Bunu örneklemeye kalkarsak, çok uzaklara gitmeye gerek yok,
her sene üzülerek anımsadığımız ve “bir daha asla!” diye söz verdiğimiz 6-7 Eylül
olayları… Ne yazık ki “bir daha asla”
dediğimiz bir şeklide tarih çizgimiz içinde yerini alır ve üzücü sonuçları ilk
defa yaşıyormuş gibi yeniden yeniden aynı acıları, benzer acıları yaşarız. Homojen
toplum oluşturmak isteyen devletlerde benzer olaylar bol bol ve fırsat buldukça
olur.
Kurbanlar değişir ama katilleri destekleyenler genelde
değişmez…
Yani provokasyon varsa hedefte o kişinin o beklenilen ve
istenilen davranışı göstermesi gerekli, yoksa provoke etmenin bir anlamı yok...
Provokasyonda tepki “beklenilen” olması gerekli...
Tepkinin ölçüsü de önemli...
Çünkü hedef savaş açmak ve karşı tarafa konumlandırmak ise
iş basit, çünkü her toplumun yumuşak karnı vardır oraya dokunmak yeterlidir... Onlar
klasikleşmiş ve beklenilen tepkiyi verir...
Bu boks oyunlarında çok sık kullanılır, sözlü sataşma,
vurulmaması gereken yere vurup cezayı göze alıp, sonra rakibini sinirlendirerek
kontrol dışına düşmesini sağlamak... Yani provoke edenin hedefini iyi
koymalıyız ki, ona karşı verilen tepkiden ne elde edileceğini öğrenmek
zorundayız...
Bir karikatür yayınlandı, aslında yayınlanan karikatürlerin
içeriğinin hiç bir önemi yok, çünkü ona verilecek tepki için önce ortam
hazırlandı...
Provokasyon için önce ortam hazırlanılır, ortam hazırlamak
için rakibinin en zayıf noktaları tespit edilir ve o tespit edilen noktalara
nasıl tepki vereceği öngörülür...
Buraya kadar tepki, öngörü kavramlarına kadar geldik...
Peki, bütün bunların oluşumunu kim sağlayabilir?
Sizi, sizden daha iyi tanıyanlar...
Onların istediği tepkiyi verince vicdan mı rahatlatılıyor,
yoksa onların istediğini değil de soğukkanlı bir şekilde var olan krizi mi
yönetmek daha önemlidir...
Provoke eden kazanacağı oyuna girer, kaybedeceği oyunda
olmaz...
Her provokasyonu mizah diye sunmak yanlıştır, her mizah ama
içinde kışkırtma vardır, o ince çizgiyi kaldırmak bir kültürel ve siyasi
birikim gerektirir, çünkü her toplum, kültür o mizahi dokunmayı kendisine göre
yorumlar ve mizahçının amacında olmayan sonuçlar çıkarır, çünkü mizah evrensel
değil, yapıldığı kültür ile çok ilgilidir… Amerika’daki MAD dergisinde yapılan
eserleri ülkemize uyarlayamazsınız, Amerika’da çok seyredilen mizahi bir filmi,
diziyi ülkemizde en çok izlenen yapamazsınız, olmaz… Elbette seyircisini bulur
her eser, ama çoğunu kucaklamaz. Ülkemizde yayınlanan mizah dergileri aynı
şekilde Almanya’da en çok satan mizah dergisi olmaz. Hababam sınıfı filmleri
Arap dünyasında çok gösterilmez, onun yerine drama dizileri, filmleri bol bol
izlenir ve üstelik aylardır ülkede en çok izlenen, okunanı bile olabilir…
Gözyaşı, acı bütün ülkelerde aynı şekilde toplumlar içinde
tepki toplar ama mizah yani gülmek aynı tepkiler üzerine oturmaz… Mizah içinde
bulunduğu devletin, kültürün, coğrafyanın içindedir, kendi dilini içinde
bulunduğu ortamdan alır. O kültürden olmayanın o mizah eseri üzerine baskı
kurma, yargılama hakkına sahip değildir, çünkü her toplumun duyarlılığı o
toplum içinde geçerlidir. O toplum içinde dikkat edilir, başka toplumların o
toplum için hassas konularını gözetme şansı yoktur, öyle olsaydı eğer ülkemizde
bol bol yapılan İsa esprilerin hiç biri olmazdı, inekler üzerine espri
yapılması Hindistan’da ayaklanma olacağı göz önüne alınarak yasaklanması
gerekliydi…
Mizahçılar başka ülkelerin mizahçılarına “sen o espriyi
yapma hakkına sahip değilsin” deme özgürlüğüne sahip değildir… O zaman başka
ülkenin mizahçıları da o sözü söyleyene bir şeyler deme hakkını vermiş olur…
Mizahçı isterse kendi içinde oto sansürünü uygular ama
mizaha sansür uygulanamaz…
Mizaha sansürü bir mizahçının savunması ve dillendirmesi
kabul edilemez…
Zamanında yazdığı hiciv şiirleri yüzünden derisi yüzülen
Nesimi, 4. Murat’ı eleştiren Bayram Paşa sözlerinin arkasında durmuşlardır,
geri adım atmamışlardır. Onlar tarihimizin gerçek aydınlarıdır. Sürgünü,
işkenceyi göze almış, hiçbir zaman geri atmamış yakın tarihimiz içinde nice
aydınlarımız/ mizahçılarımız var. Onların bir bildiği vardır elbette, o
bildiklerine sahiplenmek ve onların gittiği yolda olmak her mizahçının
görevidir, fakat her mizahçı kendi tercihini yapmak hakkına sahiptir ve o haklarını
nasıl kullanacakları mizahçının tercihidir.
Mizah, iktidarda olmaz, hangi rejim olursa olsun, hangi
sistem olursa olsun mizah muhaliftir, yağcılık yapmaz, övgüler dizmez… Her
mizahçının muhalefeti farklı olur, kimisi altından girer, üstünden çıkar, kimi
çuvaldız batırtmayı sever, kimi sessiz kalıp başka noktalardan hayata bakmayı
tercih eder…
Bırakın mizahçılar işini yapsın, mizahçıların yaptığına
bakarak provokasyonlara gelmeyin!
İsmail Cem Özkan