Alevilerin mezar taşları var mı?
Mezarlıklara gidip gelir olduğum günden bu yana mezarlık
kültürü üzerine düşünür, zaman zaman da araştırma yaparım. Almanya'da
bulunduğum süreçte mezarlıkların çok bakımlı olduğunu, her mezarlığın kendisine
özgü bir öyküsü bulunduğunu fark etmiştim. Hatta birçok ülkede mezarlıklar ve
mezar törenleri o kadar önemlidir ki gözyaşından daha çok kahkaha dahi
duyabilirsiniz. Ölülerle iç içe yaşayan kültürler vardır. Kimi kültürlerde
ölüler omuzlarda tabutlarla halay çekilerek taşınır; kimi kültürlerde ise
ölüler sıradan bir beze dahi sarılmadan, en güzel elbiseleri giydirilerek
yakılmaya götürülür ve külleri Ganj Nehri'ne bırakılır. Bunların hepsini
araştırmalar sırasında öğrendim.
Kısaca, ölüm aynı zamanda bir ritüeldir. Dinlerin varlık
sebeplerinden biridir. Çünkü ölüm ya da geçiş başlı başına bir araştırma konusu
olmuştur. Kimse öldükten sonra ne olduğunu bilemez. Ruhun özgürleşmesi,
yaşlanmış bedeninden çıkması ve sonra Tanrı ile buluşması ya da yeniden başka
bir canlı olarak doğması, başlı başına araştırma konularıdır. Çünkü dönüş ya da
özgürleşmemiş ruhlarla insanlar arasında aracılık edenlerin çok para kazandığı
kültürler de vardır.
Kutsanmış, kutsal kabul edilen bireylerin bu ruhla, yani
öteki dünya ile bu dünya arasında köprü olması ve oradan duyduğu sesi bu
dünyaya taşıması... Aynı şekilde şamanların, dervişlerin yer ile gök tanrıları
arasında bağ kurması...
Ölüyü ulaşılmayacak kadar yukarılara taşıyıp orada kuşlara
yem edilmesi...
Sonuçta mezar kavramı olan kültürler de var, mezar olmayan
kültürler de...
İslam dininde mezar yoktur; çünkü şirk olacağı kabul
edildiği için ölülerden çare beklenmez, çare Allah'tadır. Allah aracı kabul
etmez ve tüm ölüler onun huzuruna gider.
Alevilerde de mezar kavramı var mı?
Alevi yerlerine gidip geldiğimde mutlaka mezarlıklara da
giderim. Eski olanlara bakarım; yeni olanlara bakmaya bile değmez. Çünkü ne
ruhu vardır ne de bir anlamı... Ticari amaçlı oluşturulmuş, birbirinin aynı,
benzer şekilde yapılmış, benzer yazı karakterlerine sahip mezarlar mevcuttur.
Ne ölünün geçmişine ait bir şey vardır ne de onun ruhunu özgür kılacak bir
şey... Mermerlerle yapılmış, üzerini dikenlerin kapladığı bakımsız yerlerdir
bunlar.
Yeni ölenlerin mezarı yapılana kadar toprak yığını şeklinde
olması, bir anlamda geçmişteki mezarlara daha çok benziyor. Başında briket
bırakılmış ya da bir ağaç dikilmiş olduğunu görürüz.
Peki, Alevilerin mezarı var mı?
Evet, var. Ama sanıldığı gibi öyle şatafatlı falan değil.
Bir taş bırakılmış haldedir; orada bir ölünün yattığını belirten doğal olmayan
bir taş dikmesine rastlarsınız. Oraya insan eliyle konulduğunu anlarsınız. Yan
yana bu taşlardan bir yığın gördüğünüzde orada bir mezarlık söz konusu olduğunu
anlarsınız. O taşların üzerinde kimin yattığına dair bir işaret, isim falan yoktur.
İsimsizdir... Kim gömmüşse bilir ama sonrasında kimse bilmez.
Peki, Alevilerin kutsal görüp gittiği türbelerde yatanların
mezarı nedir diye sorduğunuzu duyar gibiyim...
Evet, birçok türbe değişik yerlerde mevcuttur. O türbelerde
yatan babalar, dedeler, pirler vardır. Ama çevresine bir bakın; ocak olmuşların
çevresinde yer alanların mezarı var mı?
Neden varlar da diğerlerinden ayrılar?
Alevi inancına göre insan-ı kâmil mertebesini tamamlamış, bu
dünyada iz bırakmış olanların mezarı vardır. Diğerleri için arkasından
"devr-i asan olsun" denir; yani "döngüsü kolay olsun"
denir. Olgunlaşana, yani pişene kadar ölecektir, dirilecektir. Kısaca döngü
içindedir. Her canlı, Alevi inancına göre bir döngünün içinde ölür ve dirilir.
Alevi aslında ölmüyor, Tanrısı'na kavuşuyor ve onun
gösterdiği yolu izleyerek yeniden doğuyor. Kısaca Alevi aslında ölmüyor,
değişiyor...
Değişen birinin mezarı olur mu?
Yaşadığımız zaman diliminde ise İslam inancının her türlü
mezhebinin ülkemiz sınırları içinde mezarı vardır. Hristiyanların ve
Yahudilerin mezarlıkları farklı yerlerdedir. Her din, kendisine özgü
mezarlıklar içinde ölenlerini ağırlar.
İslam dininin ülkemizdeki mezarlıklarının Roma kültüründen
geldiğine, Osmanlı Devleti'nin Roma geleneğinin devamı olmasından
kaynaklandığına inanıyorum. Buna rağmen bazı söylemlere göre bu mezarlık
kültürü İran'dan gelmiştir. Çünkü Karacaahmet Mezarlığı'nda İranlıların ayrı
bir bölümü vardır.
Roma kültürünü Osmanlı Müslümanları kendilerine göre
yorumlamışlar ve mezar taşları ile kaideleri, ölenin bir hayat hikâyesi
gibidir. Makamı, kadın mı erkek mi olduğu, hangi mesleği yaptığı, yaşarken elde
ettiği ganimete göre mezar taşları mirasçıları tarafından yaptırılmış ve
sonsuzluk uykusunun olduğu yerde yer bulmuşlardır.
Sıradan değildir; her birinin bir hikâyesini bulabilirsiniz.
Bugünkü gibi standart bir yapılanma yoktur. Tersine, kişiye özgü taş
ustalarının ustalıklarını gösterdiği mezarlıklar söz konusudur.
Sonuç olarak Aleviler, devlet içinde değil de hep uzaklarda,
kolay erişilemeyecek yerlerde yaşadıklarından, bir mezar kültürü yerine döngüyü
anlatan ve ölülerin mutlaka bir gün döneceğini bilerek yaşarlar.
Bir taş, bir hırkadır Alevi mezarı...
Aleviler içinde çok özel bir yere sahip olan Tahtacıların
mezarlıkları ise ayrı bir konudur.
Onların mezarlığına giderseniz yaşadığını görürsünüz. Kimi
mezarların üstünde yiyecek parçaları, başlarında kıyafetler, süslemeler
görebilirsiniz. Her dokunuşun bir öyküsü vardır ve anlamlıdır. Orada yaşam
vardır; ölüm yoktur aslında...
Ne yazık ki o da bugün standart mezarlıklara dönüşme
yolundadır. Onların mezarlık ve ölü uğurlama kültürü de yok olmaktadır.
Aleviler bugün şehirli oldukları ya da bütün dünyaya
yayıldıkları için mezar kültürü geliştirme ihtiyacı duymuştur. Çünkü
"unutmak yerine bir yerde dikili taşı olmasa da bir mezarı olsun"
bakış açısını içselleştirmiştir.
Sünni inancından hiçbir farkı olmayan bir mezarlık kültürü
bugün Alevilerin içinde de yaygınlaşmıştır. Hiçbir sürekliliği olmayan, iki
kuşak sonra yok olacak mezarlar için bol bol para dökülüyor.
Madem mezar yapılacak, o zaman modern çağa uygun, Alevilere
özgü mezarlıklar da üretilmelidir. En azından orada yatanın Alevi olduğu
bilinsin.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder
Not: Yalnızca bu blogun üyesi yorum gönderebilir.