Prensiplerin Değil, Koşulların Siyaseti
CHP ile solun ilk buluşması bu "mutlak butlan"
öncesinde de vardır. Cumhuriyet henüz gerçek kimliğiyle tam istikrarlı
günlerinde değildir.
27 Mayıs 1926 yılında Viyana'da TKP'liler bir konferans
toplar. TKP, bu konferansta artık Bolşevik çizgiye tam oturmuştur. Komintern
üyesi olan parti içindeki görüş ayrılıkları ortadan kalkmış ve parti homojen
bir yapı göstermeye başlamıştır.
Ama esas ilginç olan, konferans sonrası yaşananlardır. Vedat
Nedim Tör, elindeki belgeleri MİT'e ya da polise teslim etmiştir. TKP tarihinde
bu hareket, onun "hain" olarak anılmasına sebep olur. Bu belgeler
üzerine ülke içinde TKP operasyonları yapılır ve davalar açılır.
Ocak 1932 yılında Kadro dergisi çıkar. Bu derginin özelliği,
eski TKP'liler ile hâlen TKP içinde örgütsel bağı ve üyelik düzeyinde ilişkisi
olan kişilerin bir arada bulunmasıdır. Sonuçta bir “hain” ile örgütsel bağı
olanların buluşması söz konusudur.
Şevket Süreyya Aydemir’e göre, işçi sınıfının çok zayıf
olduğu ve yoksul köylülüğün toprak ağalarına karşı bir mücadelesinin
bulunmadığı koşullarda, Mustafa Kemal Paşa’nın gücü ve itibarı belirleyici bir
rol oynayabilirdi.
Bu koşullarda, etkili ve kapsamlı bir devletçilik
uygulamasıyla sınıf çatışmalarına yol açmadan, bağımsızlıkçı, milliyetçi ve
demokratik bir sosyalizm "yukarıdan aşağıya" kurulabilirdi.
Bu sayede "imtiyazsız, sınıfsız bir toplum"
yaratılabilirdi.
Bu görüşe uygun olarak Kadro dergisinin kadroları aslında
kendi amaçlarına uygun bir çizgi çizerler. Mustafa Kemal ile bir dönem boyunca
birlikte yürürler. Yani onun şemsiyesi altında sınıfsız topluma ulaşmayı
hedeflerler.
Bir süre bu dergi yayın hayatına devam eder. Ardından
Mustafa Kemal'in işine gelmediği bir anda dergi kapatılır ve kadrosu dağıtılır.
Dağılanlar, yeni rejime kayıtsız şartsız hizmet etmeye devam
ederler.
Bu noktada temel soru şudur: Mustafa Kemal bu sürecin ve bu
yönelimin farkında değil miydi? Eğer farkındaysa, neden buna izin vermiştir?
Sovyetler Birliği Komünist Partisi’nin 26 Ocak–10 Şubat 1934
tarihlerinde yapılan 17. Kongresi, bu Kadro çalışmasının da sonu anlamına
gelir. Bu kongre kararıyla TKP’nin Türkiye’deki faaliyetlerinin durdurulacağı
belirtilir. Böylece TKP’nin karşı propagandasını dengelemek için Kadro’ya
duyulan ihtiyaç ortadan kalkar. Sonuç olarak Kadro, TKP’nin ülke içi propagandasına
karşı bir panzehir olarak işlev görür.
CHP gibi bir parti elbette elindeki her olanağı yeni
devletin ihtiyaçları doğrultusunda kullanır. Hatta henüz CHP kurulmadan önce,
kendi kadrolarına “sahte” ama yasal bir TKP kurdurur ve Komintern ile üyelik
müzakeresi bile yapar. Sonuçta cumhuriyeti kuran kadrolar, önce kendi
yollarının hayata geçirilmesi için her aracı kendi lehlerine kullanma
becerisine sahip bir devlet geleneği içinden gelirler.
Pragmatik yaklaşım, geçmişten aldıkları bir mirastır. Zamana
ve koşullara göre kısa vadeli çözümler üreten İttihat ve Terakki geleneğinde bu
yaklaşım açıkça görülür. İlk darbeyi gerçekleştirip iktidar koltuğuna gelen bir
siyasi anlayışın, uzun yıllar boyunca iktidarda kaldığı dönemi açıklarken
birçok çelişkiyle karşılaşmak mümkündür. Ancak olayları kısa vadeli faydacı bir
perspektifle okuduğunuzda, düşünce kalıpları daha net görünür. Çünkü bir gün
birlikte hareket ettiklerini, ertesi gün sürgüne ya da idama
göndermeyeceklerinin bir garantisi yoktur.
Siyasi amaca uygun her yol, ideolojilerden ve dönemin dış
koşullarından bağımsız olarak, yalnızca kendi durdukları noktadan
değerlendirilir ve buna göre araçsallaştırılır.
Bu kökten gelen her siyasi hareket içinde pragmatik yaklaşım
belirleyicidir. Önce devlet, ülke, bayrak, birlik, parti gibi kendi
tanımladıkları “esas” üzerinden hareket ederler. Bugün birçok örgütsel yapı ve
düşünce kalıbı, köken olarak kendisini İttihat ve Terakki geleneği ve
dolayısıyla Mustafa Kemal hareketi içinde konumlandırır.
Bugün ülkemizde sol siyasetin kendi duruşunu henüz net
olarak oluşturamadan, özgün bir siyasal çizgi geliştiremeden CHP mitinglerinde
görünür olması da bu düşünce kalıbıyla ilişkilidir. Dönemsel çıkarlar,
pragmatik yaklaşım ve CHP içinde kadro devşirme amaçlı taktiksel duruşun
kökeninde yatan düşünceyi, geçmişten bugüne taşınan bu tarihsel refleks içinde
aramak gerekir.
Sonuç olarak, bu tarihsel çizgi içinde görülen şey ideolojik
bir süreklilikten ziyade, koşullara göre şekillenen bir siyasal refleksin
sürekliliğidir. Prensiplerin sabitliği değil, koşulların belirleyiciliği; bu
tür siyasi hareketlerin asıl açıklayıcı anahtarıdır.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder
Not: Yalnızca bu blogun üyesi yorum gönderebilir.