Galata Gazete


13 Haziran 2026 Cumartesi

Prensiplerin Değil, Koşulların Siyaseti

Prensiplerin Değil, Koşulların Siyaseti

CHP ile solun ilk buluşması bu "mutlak butlan" öncesinde de vardır. Cumhuriyet henüz gerçek kimliğiyle tam istikrarlı günlerinde değildir.

27 Mayıs 1926 yılında Viyana'da TKP'liler bir konferans toplar. TKP, bu konferansta artık Bolşevik çizgiye tam oturmuştur. Komintern üyesi olan parti içindeki görüş ayrılıkları ortadan kalkmış ve parti homojen bir yapı göstermeye başlamıştır.

Ama esas ilginç olan, konferans sonrası yaşananlardır. Vedat Nedim Tör, elindeki belgeleri MİT'e ya da polise teslim etmiştir. TKP tarihinde bu hareket, onun "hain" olarak anılmasına sebep olur. Bu belgeler üzerine ülke içinde TKP operasyonları yapılır ve davalar açılır.

Ocak 1932 yılında Kadro dergisi çıkar. Bu derginin özelliği, eski TKP'liler ile hâlen TKP içinde örgütsel bağı ve üyelik düzeyinde ilişkisi olan kişilerin bir arada bulunmasıdır. Sonuçta bir “hain” ile örgütsel bağı olanların buluşması söz konusudur.

Şevket Süreyya Aydemir’e göre, işçi sınıfının çok zayıf olduğu ve yoksul köylülüğün toprak ağalarına karşı bir mücadelesinin bulunmadığı koşullarda, Mustafa Kemal Paşa’nın gücü ve itibarı belirleyici bir rol oynayabilirdi.

Bu koşullarda, etkili ve kapsamlı bir devletçilik uygulamasıyla sınıf çatışmalarına yol açmadan, bağımsızlıkçı, milliyetçi ve demokratik bir sosyalizm "yukarıdan aşağıya" kurulabilirdi.

Bu sayede "imtiyazsız, sınıfsız bir toplum" yaratılabilirdi.

Bu görüşe uygun olarak Kadro dergisinin kadroları aslında kendi amaçlarına uygun bir çizgi çizerler. Mustafa Kemal ile bir dönem boyunca birlikte yürürler. Yani onun şemsiyesi altında sınıfsız topluma ulaşmayı hedeflerler.

Bir süre bu dergi yayın hayatına devam eder. Ardından Mustafa Kemal'in işine gelmediği bir anda dergi kapatılır ve kadrosu dağıtılır.

Dağılanlar, yeni rejime kayıtsız şartsız hizmet etmeye devam ederler.

Bu noktada temel soru şudur: Mustafa Kemal bu sürecin ve bu yönelimin farkında değil miydi? Eğer farkındaysa, neden buna izin vermiştir?

Sovyetler Birliği Komünist Partisi’nin 26 Ocak–10 Şubat 1934 tarihlerinde yapılan 17. Kongresi, bu Kadro çalışmasının da sonu anlamına gelir. Bu kongre kararıyla TKP’nin Türkiye’deki faaliyetlerinin durdurulacağı belirtilir. Böylece TKP’nin karşı propagandasını dengelemek için Kadro’ya duyulan ihtiyaç ortadan kalkar. Sonuç olarak Kadro, TKP’nin ülke içi propagandasına karşı bir panzehir olarak işlev görür.

CHP gibi bir parti elbette elindeki her olanağı yeni devletin ihtiyaçları doğrultusunda kullanır. Hatta henüz CHP kurulmadan önce, kendi kadrolarına “sahte” ama yasal bir TKP kurdurur ve Komintern ile üyelik müzakeresi bile yapar. Sonuçta cumhuriyeti kuran kadrolar, önce kendi yollarının hayata geçirilmesi için her aracı kendi lehlerine kullanma becerisine sahip bir devlet geleneği içinden gelirler.

Pragmatik yaklaşım, geçmişten aldıkları bir mirastır. Zamana ve koşullara göre kısa vadeli çözümler üreten İttihat ve Terakki geleneğinde bu yaklaşım açıkça görülür. İlk darbeyi gerçekleştirip iktidar koltuğuna gelen bir siyasi anlayışın, uzun yıllar boyunca iktidarda kaldığı dönemi açıklarken birçok çelişkiyle karşılaşmak mümkündür. Ancak olayları kısa vadeli faydacı bir perspektifle okuduğunuzda, düşünce kalıpları daha net görünür. Çünkü bir gün birlikte hareket ettiklerini, ertesi gün sürgüne ya da idama göndermeyeceklerinin bir garantisi yoktur.

Siyasi amaca uygun her yol, ideolojilerden ve dönemin dış koşullarından bağımsız olarak, yalnızca kendi durdukları noktadan değerlendirilir ve buna göre araçsallaştırılır.

Bu kökten gelen her siyasi hareket içinde pragmatik yaklaşım belirleyicidir. Önce devlet, ülke, bayrak, birlik, parti gibi kendi tanımladıkları “esas” üzerinden hareket ederler. Bugün birçok örgütsel yapı ve düşünce kalıbı, köken olarak kendisini İttihat ve Terakki geleneği ve dolayısıyla Mustafa Kemal hareketi içinde konumlandırır.

Bugün ülkemizde sol siyasetin kendi duruşunu henüz net olarak oluşturamadan, özgün bir siyasal çizgi geliştiremeden CHP mitinglerinde görünür olması da bu düşünce kalıbıyla ilişkilidir. Dönemsel çıkarlar, pragmatik yaklaşım ve CHP içinde kadro devşirme amaçlı taktiksel duruşun kökeninde yatan düşünceyi, geçmişten bugüne taşınan bu tarihsel refleks içinde aramak gerekir.

Sonuç olarak, bu tarihsel çizgi içinde görülen şey ideolojik bir süreklilikten ziyade, koşullara göre şekillenen bir siyasal refleksin sürekliliğidir. Prensiplerin sabitliği değil, koşulların belirleyiciliği; bu tür siyasi hareketlerin asıl açıklayıcı anahtarıdır.

 

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

Not: Yalnızca bu blogun üyesi yorum gönderebilir.