Galata Gazete


25 Haziran 2026 Perşembe

Muhalefet Var, Endişeye Gerek Yok

Muhalefet Var, Endişeye Gerek Yok

İ. Melih Gökçek neden Kemal Kılıçdaroğlu'na siyasi tartışmalarda dövdürüldü? Neden onun karşısında çaresiz gibi kalmasına olanak tanındı? Kılıçdaroğlu ile Gökçek arasındaki siyasi tartışmalar olmasaydı, Kılıçdaroğlu bir kaset sonrası paraşütle CHP'nin başına atanamazdı. Yani onu parti başına taşıyanlar, bu Gökçek-Kılıçdaroğlu tartışmalarını organize edenlerle aynı çevrelerdi.

Aslında mesele yalnızca bir liderin yükselişi değildi. Aynı dönemde siyasetin dili, dostları ve düşmanları da sürekli yeniden yazıldı.

Sonuçta, popüler olması için kurgulanmış organize süreçlerden bugüne kadar gelen dönemde her siyasi aktör kendi rolünü harfiyen oynadı. Erdoğan ise tek lider, yenilmez lider, sürekli koltukta oturan lider ve ülkeyi en uzun süre yöneten lider konumuna getirildi. Peki, bu kadar uzun süre aynı koltukta oturmasının sonucunda ülkede neler değişti, neleri kaybettik?

Yeri geldiğinde ülkedeki tüm popüler siyasi liderler FETÖ'cü oldu, yeri geldiğinde hepsi FETÖ karşıtı kesildi. Bir yanda küfürler, diğer yanda övgüler vardı. Dün birbirine hakaret edenler, ertesi gün birbirinin dizinin dibinde oturup "sana muhtacım" dedi. Bütün bunlar aynı zaman diliminde yaşandı ve biz bu zıtlıkların birliğini evlerimizde, ekranlar aracılığıyla izledik.

Bir yaz gecesi İstanbul Boğazı'nın kapatılmasını, Meclis'in bombalanmasını seyrettik. Ardından OHAL ilan edildi. OHAL ve olağanüstü yetkilerle yürütülen süreçte, "FETÖ ile mücadele ediyoruz" denilerek operasyonlar yapıldı. Ancak FETÖ'ye başından beri mesafeli olan insanlar da cezaevlerine dolduruldu. Sonuçta FETÖ yumruğuyla solun ve muhaliflerin örgütlenme alanları dağıtıldı, çok sayıda insan hapsedildi.

Bütün bu süreç yaşanırken muhalefetin en görünür yüzü ise değişmedi; aksine daha da merkezî bir konuma yerleşti.

Kemal Kılıçdaroğlu bir proje insanıdır.

Geçmişin komedi dizilerindeki; her işi yapan, masum görünen, saf duran ama sonunda hep istediğini elde eden karakterleri andırır. Her şeyi o saflığından kaynaklanıyormuş gibi gösteren bir ses tonuyla halka, yani kandırdıklarına seslendi. "Başaramazsam o koltukta oturmayacağım" dedi ama hep o koltukta kaldı. Seçim kaybetti, mahkeme kararlarıyla geri döndü. Bütün bunlar, o koltukta oturtulmasının bir nedeni olduğunu gösteriyor. Erdoğan'ı koltuğunda tutanlar bunu elbette biliyor.

Bu adamın arkasından gitmeyin denildikçe, "Erdoğan mı kalsın?" dediler ve yine gittiler. Erdoğan karşıtlığı bilinçli biçimde her muhalif bireyin zihnine işlendi. "Yeter ki o gitsin, gerisi hallolur" dendi. Ama ne Erdoğan gitti ne de işler düzeldi.

Muhalefeti iyi kontrol edenler ve yönetenler, iktidarda kimin kalacağına da karar verdi.

Trump'ı iktidara taşıyanlarla Erdoğan'ı ya da Kemal Kılıçdaroğlu'nu bulundukları koltukta tutanların aynı kesimler olduğunu düşünüyorum. Ancak bu tabloyu mümkün kılan yalnızca dış dinamikler değil, içeride buna uyum sağlayan siyasal aktörlerdi. Onların çıkarları sürdüğü sürece koltukta kimin oturduğu önemlidir.

Bu nedenle meseleyi yalnızca Türkiye içindeki aktörlerle açıklamanın yeterli olmadığını düşünüyorum.

Sol ise bu süreçte CHP kuyrukçuluğu görevini başarıyla yerine getirdi. Kendi bağımsız siyasetini oluşturmak yerine, günlük ihtiyaçlara cevap veren kararlar aldı ve görünür olabileceği alanları kullandı. Kısacası faydacı bir yaklaşım benimsedi. Bu faydacılık da solu tüketti.

CHP, seçim kazanamayacağı yerlerde solcuları aday gösterdi; elbette kaybettiler. HDP ve onun temsil ettiği gelenek, bazı solcuları Meclis'e taşıdı; onlara siyasi kariyer ve emeklilik hakkı kazandırdı. Ancak sola bir şey kazandırmadı. Emeklilik maaşı alanlar, sol politika üretmek yerine günlük siyasi gelişmelere uygun roller oynamayı tercih etti. Kendi perspektiflerinden örgütsel çıkarları öne çıkardılar.

Sonuçta liberalizm, bu ülkede yaşanan tarihsel birikimi çürüttü. Yerine bireyciliği, faydacılığı, görünür olmayı ve popülerliği koydu.

Bugün geriye dönüp bakınca, yaşananların tek tek kişilerden çok daha büyük bir siyasal işleyişe ait olduğu görülüyor.

Belki de bütün bu hikâyenin özeti budur. Yıllarca iktidarı konuştuk, liderleri konuştuk, seçimleri konuştuk. Oysa asıl mesele muhalefetin ne yaptığıydı. Çünkü iktidarı ayakta tutan yalnızca kendi gücü değil, karşısında duranların çizdiği sınırlar ve oynadığı roldü. Her seçimde umut üretildi, her yenilgide yeni gerekçeler bulundu, her hayal kırıklığı bir sonraki seçime ertelendi. Sonunda değişmeyen şey iktidardan çok siyaset yapma biçimi oldu. Bu yüzden sistemin en büyük güvencesi güçlü bir iktidar değil, görevini aksatmayan bir muhalefettir. Gerisi zaten kendiliğinden gelir. Muhalefet var, endişeye gerek yok.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

Not: Yalnızca bu blogun üyesi yorum gönderebilir.