Galata Gazete


21 Haziran 2026 Pazar

Tek Kimlikten Tek Tüketime

Tek Kimlikten Tek Tüketime

Aynı ülkede yaşıyoruz, aynı bayrak altında yaşıyor ve aynı dili konuşuyoruz. Hatta dış görünüşlerimiz, ten rengimiz bile benzer. Ancak aynı topraklar üzerinde yaşayan; farklı dillere, geleneklere ve inançlara sahip insanlarız. Ortak bir ülkeyi paylaşsak da hepimiz aynı hikâyeden gelmiyoruz.

Çok kültürlü bir imparatorluktan ulus devlet yaratma sürecinde, yüz yıl sonra önemli bir eşiğe gelmiş bulunuyoruz. Farklılıkları tek bir kimlik altında toplama çabası, zamanla kendi sınırlarına ulaştı. Bugün hâlâ bu çıkmazı aşmaya çalışıyoruz. Ya önümüzdeki engeli yıkacağız ya da bu çıkmaz yolu oluşturan duvarın dibinde yeni acılar birikmeye devam edecek.

Ülkenin adı belli ve hepimiz bunu kabul ediyoruz. Ancak aynı ülkenin içinde farklı dünyalar da var. Genel kabul gören yaşam biçimlerinin dışında kalan hayatlar, deneyimler ve hafızalar bulunuyor. Sadece Aleviler ve Kürtler değil; dışarıda bırakılan topluluklar, bu topraklara sığınanlar, asker olarak gelip yerleşenler, devşirme olarak gelip kök salanlar, sürgün edilenler, soykırımdan kaçanlar ve soykırıma uğrayanlar da bu hikâyenin bir parçası. Hepsi bu toprakların öz evlatlarıdır.

Çeçenler, Çerkesler, Abhazalar, Gürcüler, Ermeniler, Farslar, Süryaniler, Arnavutlar, Romanlar, Yahudiler ve Rumlar... Kısacası, onlarca halk ve kültür yüzyıllardır bu coğrafyada yaşamaktadır. Buna rağmen, bütün bu çeşitlilik çoğu zaman görmezden gelinmekte ve herkesten aynı duyguları paylaşması beklenmektedir.

Oysa insanlar aynı şekilde düşünemez. Dil, kültür ve yaşanmışlıklar düşünce dünyamızı şekillendirir. Bu nedenle farklılıklar yalnızca kimlik meselesi değil, aynı zamanda dünyayı algılama biçimidir. “Hepimiz aynıyız” söylemi kulağa kapsayıcı gelse de çoğu zaman gerçek hayatın karmaşıklığını karşılayamaz. Çünkü geçmişin izleri silinmediğinde, bir nefret söylemi yıllar sonra bile yeniden ortaya çıkabilir.

Nitekim bu topraklarda yaşanmış trajediler, acılar ve kırılmalar toplumsal hafızada derin izler bırakmıştır. Bu izler zamanla ötekileştirme biçimlerine dönüşebilmekte, bazı insanların yaşam alanlarını daraltmakta ve onları görünmez hâle getirebilmektedir. Böylece toprağa nefret tohumları ekilir. Bir süre sonra bu tohumlar yalnızca bireyleri değil, toplumun tamamını etkileyen bir iklime dönüşür.

Ancak günümüzde farklılıkları ortadan kaldıran tek güç nefret söylemi değildir. Küreselleşmenin yarattığı yeni düzen de yerel kimlikleri ve kültürel çeşitliliği aşındırmaktadır. Küresel şirketler tüketim alışkanlıklarımızı biçimlendirirken yerel olan giderek geri plana itilmektedir. Biz birbirimizle kimlikler üzerinden çatışırken, küresel sistem hepimizi benzer tüketim kalıplarının içine çekmektedir.

Bugün hangi ülkede yaşarsak yaşayalım, çocuklar benzer giyiniyor, benzer ürünleri tüketiyor ve benzer müzikleri dinliyor. Kültürel farklılıklar tamamen ortadan kalkmasa da giderek daha görünmez hâle geliyor. Ailelerin ve yerel kültürlerin etkisi azalırken, küresel bir tek tipleşme güç kazanıyor. Üstelik bu süreç çoğu zaman baskıyla değil, cazibe ve alışkanlıklar yoluyla gerçekleşiyor.

Modern dünyanın dışında kalmamak için aynı teknolojileri kullanıyor, aynı platformlarda vakit geçiriyor ve aynı medya araçlarından etkileniyoruz. Artık yabancı bir dili öğrenmeden bile çeviri sistemleri aracılığıyla iletişim kurabiliyoruz. Kullandığımız araçlar, markalar ve dijital platformlar küresel bir ağın parçası hâline gelmiş durumda.

Bu nedenle çok kültürlü dünya bir yandan çeşitliliğini koruyor gibi görünürken, diğer yandan tek tip tüketim kültürüne doğru evriliyor. Biz birbirimizi tüketirken aslında kendi kültürel zenginliğimizi de tüketiyoruz.

Oysa bu ülke her zaman çok kültürlüydü. Buna rağmen farklı olanı kabul etmek yerine çoğu zaman onu görmezden gelmeyi tercih ettik. Rejimin ihtiyaçlarına uymayanlar dışlandı, bazı acılar konuşulmadı, bazı hikâyeler unutulmaya bırakıldı. Faili meçhul cinayetler ve benzeri karanlık olaylar da bu coğrafyanın hafızasında derin yaralar olarak kaldı.

Bugün ise benzer bir yok oluş daha görünmez yöntemlerle devam ediyor. Geçmişte insanlar kimlikleri nedeniyle dışlanırken, bugün herkes aynı tüketim düzeninin içinde yavaş yavaş benzeşiyor. Farklı nedenlerle olsa da sonuç değişmiyor: Hepimiz bu sistemin içinde tüketilenlere dönüşüyoruz.

Dünyada yaşanan savaşlar, ekonomik krizler ve küresel gelişmeler artık yalnızca belirli bölgeleri değil, herkesi etkiliyor. Enflasyon nedeniyle gelirlerimizin alım gücü azalıyor, insanlar daha fazla borçlanıyor. Oysa borç arttıkça ekonomik bağımsızlık azalır; ekonomik bağımsızlığını kaybeden bireyler ve toplumlar ise başkalarının kurduğu sistemlere daha bağımlı hâle gelir.

Pandemi süreci de bu küresel yapıyı daha görünür kıldı. Bir virüsün dünyanın en uzak noktalarındaki insanları aynı anda etkileyebilmesi, ne kadar birbirine bağlı bir sistem içinde yaşadığımızı gösterdi.

Belki de son yüz yılın en büyük çelişkisi burada yatıyor. Bir yandan farklı kimlikleri, dilleri ve kültürleri tek bir kalıba sığdırmaya çalıştık; diğer yandan küresel sistem hepimizi aynı tüketim alışkanlıklarının içine çekti. Dün insanlar kimlikleri nedeniyle birbirine benzetilmek istenirken, bugün tüketici olarak birbirine benzetiliyor.

Oysa bir toplumun gücü, herkesi aynılaştırmasında değil; farklılıklarıyla birlikte yaşayabilmesindedir. Çünkü çeşitlilik yalnızca kültürel bir zenginlik değil, aynı zamanda bir hafıza, bir direnç ve bir özgürlük alanıdır. Farklı olanı yok saydığımızda da, onu küresel tüketim kültürünün içinde eritip görünmez kıldığımızda da aynı şeyi kaybederiz: Kendimizi.

Bugün önümüzde duran soru, geçmişten kalan ayrılıkları yeniden üretip üretmeyeceğimizden daha büyüktür. Asıl soru şudur: Farklılıklarımızı koruyarak ortak bir gelecek kurabilecek miyiz, yoksa tek kimlik yaratma arzusundan çıkıp bu kez tek tüketim kültürünün içinde mi kaybolacağız?

Çünkü tek kimliğin vaat ettiği şey birlik değildi; tek tüketimin vaat ettiği şey de özgürlük değil. Her ikisinin sonunda da insanın, kültürün ve hafızanın yavaş yavaş silinmesi var.

 

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

Not: Yalnızca bu blogun üyesi yorum gönderebilir.