Galata Gazete


21 Haziran 2026 Pazar

Kanıksanan Hukuk

Kanıksanan Hukuk

Her cuma günü CHP'li belediyelere operasyon yapılıyor; belediye başkanları, yardımcıları ve birkaç çalışanı ile birlikte gözaltına alınıyor, mutlaka bir de firarda yani yakalanmamış oluyor... Her hafta "Hayırlı Cumalar" günü bunlar yaşanıyor...

Bu ne anlama geliyor?

Ateş olmayan yerden duman çıkmaz...

Ateş nedir?

Yolsuzluk, adam kayırmaca, rüşvet, kara para, ihaleye fesat karıştırmak...

Operasyonlarda hep benzer cümleler kuruluyor...

Alıştırılıyor, alışkanlık haline getiriliyor; her belediye başkanı "Bize ne zaman operasyon yapılacak?" tedirginliği içinde kalıyor...

Önce dedikodu çıkarılıyor, hatta dedikoduya bile ihtiyaç duymadan direkt operasyon yapılıyor; sorgusuz sualsiz, mahkemeye çıkmadan insanlar içeride yatıyor, masumiyetlerini kanıtlamaya çalışıyorlar. Yani suç sözde oluyor, kanıtın ise dedikodu mahiyetinde olmasının hiçbir sorunu yok; alışkanlıklar oluştu, sanki ülke kurulduğundan beri böyleymiş algısı oturtuldu…

İçeriye düşeni Allah kurtarsın!

"Cinayeti kör bir kayıkçı gördü

Ben gördüm kulaklarım gördü

Vapur kudurdu kuduz gibi böğürdü

Hiçbiriniz orada yoktunuz"

Attila İlhan'ın dizeleri geçti gitti bir an için...

Ortada siyasi bir cinayet var ama kimse bu işe cinayet diyemiyor; hukuk, adalet, falan filan... Gerçek olan bile çok sık tekrarlanırsa gerçek olmaktan çıkar, yalan olan da aynı şekilde çok sık tekrar edilirse gerçek olarak algılanır ama sonuçta manipüle edilen geniş bir kesim var ve bir süre sonra o konudaki duyarlılıkları da ortadan kaldırıyor, kanıksanıyor...

Yaşadığımız zaman "Alışamadım" diyen birine karşı dönemin Başbakanı "Alışacaksın!" diyerek başlamıştı. Şimdi her şey olağan, doğal, gelenekselleşmiş gibi...

"Hayırlı Cumalar" anlamında biraz değişiklik olmuş; eskiden Müslüman olarak görülmeyenleri öldürmek için seferler düzenlenirdi, şimdi CHP belediyelerine operasyon yapılıyor...

Ben kişisel olarak belediyeleri hangi siyasi parti yönetirse yönetsin benzer işler yapar diye bir algıya sahibim. Yani parti farkı gözetmeden her başkan kendi çevresini kollar; yasalara uygun ihale yapılır, adresi belirlenmiş, her şey karşılıklı mutlu olacak şekilde çözülmüş şekilde işler hukuka uygun hale getirilirdi. Büyük rüşvetler filan sokağa dökülür, mahkemeye gidilir ve genelde görevsizlik veya yeterli delil bulunamadığı için olayın üstü kapanırdı... Yani herkes bilir çürümeyi, yandaş kollamayı ama yokmuş gibi yapılır…

CHP belediyesi ile AKP belediyesi arasında ne fark var?

Birinde soruşturma için müfettişler gezer, diğerinde iş peşinde koşturan tanıdık iş adamları... Aynı iş adamı CHP'li belediyede iş yapmış, aynı prosedürden geçmiş ama CHP'li belediye ile yaptığı işten dolayı sorgulanıyor...

Hakkında soruşturma açılacağı dedikodusunu duyan belediye başkanları birden iktidar partisinin rozetini takmaya başlıyor, belediye başkanı yeni icatlarını yeni partisine mal eder oluyor; yani ne soruşturma ne de dedikodu kalmış oluyor...

Devlet ile iktidar partisi arasındaki sınırın giderek belirsizleştiği bir tablo ortaya çıkıyor. Muhalefetin varlığına ihtiyaç duyuluyor; sonuçta demokratik bir ülke olduğumuz söyleniyor. Muhalefetin ses çıkarmasına da izin veriliyor, ancak bunun nerede ve ne ölçüde yapılacağı iktidarın çizdiği sınırlar içinde kalıyor. Bazı meydanlar muhalefete kapatılırken, belirlenen alanlarda istedikleri kadar konuşmalarına izin veriliyor. Fakat bu görüşleri şehrin geneline taşımaları, geniş kitlelerle buluşturmaları istenmiyor.

Bize özgü hukuk yorumlanıyor.

Bize özgü özgürlüklerimiz var...

Bize özgü her şey...

Eleştiri de bize özgü, eleştiriye karşı gösterilen güç de bize özgüdür.

Trafikte bir araç seni geçti diye o aracı geçip önüne kırıp yolda kavga etmek bile bize özgüdür...

Çoğu insan zaten konuşulanı duymadan dedikoduya bakarak karşısındakini eleştiriyor, eleştiri bile denmez mahkûm ediyor…


Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

Not: Yalnızca bu blogun üyesi yorum gönderebilir.