Galata Gazete


13 Haziran 2026 Cumartesi

Solcu Değişmez, Sadece Saf Günceller!

Solcu Değişmez, Sadece Saf Günceller!

Dün söylediklerinin tam tersini söylüyorsa, mutlaka diyalektik bir açıklaması vardır.

Bazı solcular öyle kalıplar uydurur ki sonunda kendileri de o kalıpların içinde çürür.

Bir sol örgüt üyesi, bir dergi çevresine bulaşmış ve o dergiyi okuyan bir solcu, ömür boyu hep orada kalacakmış gibi bir izlenim yaratılmıştır. Sanki böyle bir gelenek oturtulmuştur. Mahir Çayan geleneğinden geliyorsa hep Mahir Çayan çizgisinden devam edecekmiş, Hüseyin İnan geleneğinden geliyorsa hep Devrimin Yolu çizgisinde kalacakmış, İbrahim Kaypakkaya geleneğinden geliyorsa da ömür boyu partizan çizgisinde olacakmış gibi bir anlayış vardır.

Hatta hepsini geçtim; kitle partileri olan TİP, TKP ya da benzeri yapılardan gelenlerin de hep orada kalması beklenir. Son yıllarda, Yalçın Küçük ile organik bağı olan ve onun adını kullanan bazı siyasi oluşumlar, kendilerini Yalçın Küçük'ün kitaplarına dayandırarak yeni bir gelenek uydurmaya çalıştı. Hatta Deniz'i, Mahir'i ve İbo'yu birbirine karıştıran yeni gelenekler yaratılmaya çalışıldı.

Sonuçta elimizdeki sol gelenekler belli. Neyse ki artık kimse kendisini MDD (Milli Demokratik Devrim) kavramı üzerinden köklendirmiyor. Ama MDD savunuculuğundan gelen liberaller, kendilerince yeni denemeler yapıyor.

Geçmişinde TKP, THKP-C ya da THKO bulunan birisi bugün Pontus meselesi hakkında konuşuyorsa, köklerini araştırmak için Yunanistan'a gidiyorsa, ona karşı nasıl tepki veriliyor?

"Nereden çıktı bu?"

Çünkü bazılarına göre devrimciler değişmezliğe inanır: tek parti, tek çizgi, tek doğru, tek yol...

Adam Pontus köklerini araştırıyor. "Kiliseler ayakta ama halk nerede?" diye soruyor. Akrabalarının, yani büyüklerinin konuşurken hâlâ Rumca cümle yapıları kullandığını görüyor. Diyor ki: "O kök kazınmış olsa da geride kalan bir halk var."

O halkın trajedisini araştırıyor. O tarihsel okuma içinde kendisini ifade ediyor. Diyor ki: "Resmî ideolojinin yarattığı resmî tarihin dışında da yaşanmış şeyler var; onları dillendireyim."

İlginç olan şu ki buna devletten çok, kendisini TKP, THKO ya da THKP-C çizgisinde görenler karşı çıkıyor.

"Nereden çıktı bu?"

"Sen geçmişte şöyle diyordun!"

Ama aslında o söylememiş; okuduğu dergi söylemiş. O dergi artık tarih olmuş. Bugün yaşayan bir organizma değil. Hatta 12 Eylül mahkemelerinde bile ciddi bir siyasi savunma ortaya koyamamış.

Başlangıç noktasıyla geldiği yer arasında uçurum oluşmuş. İlerlemek yerine daha geriye gitmiş; klasik bir CHP kuyrukçuluğuna düşmüş. CHP liderleri arasındaki kavgalarda taraf olmuş.

Peki, insan sormaz mı:

Nereden çıktı bu?

CHP içindeki bir kavga ya da dışarıdan bir lider dayatılması seni neden ilgilendiriyor? Bir burjuva partisinin iç çekişmeleri veya dışarıdan kuşatılmasına karşı gösterilen hassasiyet nereden geliyor?

Sen işkence görürken, senin yoldaşların idam edilirken, sen düşman olarak medyada teşhir edilirken CHP ne yapıyordu?

Maraş Katliamı olurken, Çorum yaşanırken, Sivas yaşanırken; bugün senin saflarında poz verenler o günlerde ne yapıyordu?

Madem CHP ile bu kadar iç içeydiniz, neden ayrı dergiler çıkardınız? Neden ayrı örgütler kurdunuz? Neden karşı adaylar çıkardınız?

Darbenin geldiğini biliyordunuz. CHP çatısı altında birleşip darbecilere karşı direnebilirdiniz. Çünkü cephe olmadan faşizme karşı direncin zayıf kalacağını biliyordunuz. Böyle bir birikiminiz vardı. 12 Mart tecrübeniz vardı. Yenilginin nasıl geldiğini görmüş bir kuşaktınız.

Peki o zaman neden ayrı durdunuz da bugün böyle bir tavır geliştiriyorsunuz?

Diyalektik değişimden söz edilir.

Materyalizm, resmî tarihin dışında bir tarih okumasından söz eder.

İşçi sınıfının çıkarları denir.

Sınıfsal bakış açısından devletin sönümlenmesi nihai hedef olarak gösterilir.

Marksizm bir şey söyler, Leninizm başka bir şey, Maoizm başka...

Ama bizde asıl önemli olan, geldiğin köke sadakat göstermektir. İnsanlar değiştiklerinin farkına bile varmaz. Başlangıç ile bugün arasında büyük bir uçurum oluşur.

Gerçekten Mahir yaşasaydı duruşu ne olurdu?

Deniz'in?

İbo'nun?

İbrahim Kaypakkaya 23 Nisan kutlar mıydı? Ardından 24 Nisan anmasına katılır mıydı?

Mahir Çayan 19 Mayıs yürüyüşü için Samsun'a gider miydi? Samsun'dan aldığı toprağı Anıtkabir'e bırakır mıydı?

"Pontus soykırımı büyük yalandır."

"Ermeni soykırımı büyük yalandır."

"Süryani katliamı büyük yalandır."

Bunları mı söylerlerdi?

Yoksa tarih, koşullar ve atmosfer değişse de değişmeyen şeyin yöntem değil, sorgulama iradesi olduğunu mu savunurlardı?

Sonuç olarak mesele şu:

Kişilerin kendi tercihlerinin değişmesi karşısında ortaya çıkan bu öfke, alay ve küçümseme nereden geliyor?

Kişi değişmez deniyor ama koskoca ülke değişti.

Ulus-devlet anlayışı değişti.

Kemalizm yeniden tanımlandı.

Kemalizm’in partisi olan CHP kabuk değiştirdi. Uzun yıllar aynı liderin iktidarda kalmasını sağladı. Her seçimde iktidardaki partinin ve onun liderinin kazanmasını kolaylaştıracak etkisiz rakipler çıkarıldı karşısına. Böylece "yenilmez lider" algısı üretildi. Oysa seçim kaybetmesine rağmen koltuğunu bırakmayan siyasetçi tipi, o partinin geleneğinde hep vardı.

Daha ne yapsın?

Her seçim sürecinde davul zurna çalınıyor. Her işçi eyleminde davul zurna çalınıyor. Ama kimse dostun kim, düşmanın kim olduğunu sorgulamıyor. Patronla iş birliği içinde olanla olmayan birbirine karışıyor.

Davul zurna eşliğinde geçen işçi eylemlerinin sonunda ise çoğu zaman uzlaşma çıkıyor.

Peki o davul zurna da nereden çıktı? Bazı Dersimli arkadaşlarım var. Onların da kafasında mesele düğümlenip Dersim'e takılıp kalmış durumda. "Dersim soykırımı" demeyen biriyle yan yana gelmem diyor; ama eski yoldaşları bugün "Dersim soykırımı" dese, onlarla yol yürümeye devam edecek. Çünkü zihnindeki temel çelişki artık orada düğümlenmiş. Sanki diğer bütün çelişkiler silinmiş, geriye yalnızca o kalmış.

Her yıl, her fırsatta paylaşımlarında, konuşmalarında yine Dersim vardır. Çünkü canı orada yanmaktadır; hafızası orada takılı kalmıştır.

Şimdi muhtemelen eski yoldaşları da ona aynı soruyu soruyordur:

"Nereden çıktı Dersim?"

 

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

Not: Yalnızca bu blogun üyesi yorum gönderebilir.