Devlet Gazisini Unutmaz; İşine Gelmeyince Görmezden Gelir
Gaziler ülkemizin her döneminde olmuştur. Aslında gazi diye
madalya verilenlerin hepsi, yaşanan siyasi sürecin doğrudan muhatabı değil, bir
anlamda kurbanlarıdır.
Siyaset, her dönem gazi kavramına katkı yapacak çatışmalar
çıkarır. O çatışmalarda mazlum halkın çocukları; çaresiz, görevli ya da başka
seçeneği olmayan insanlar olarak cephe önüne gönderilir ve devlet adına
yaralandıklarında kendilerine gazilik unvanı verilir.
Gazi varsa çatışma, çatışma varsa siyaset vardır.
Ülkemizde çatışma olup savaş olmadığı hâlde gazilik unvanı
verilen dönemler de olmuştur. Çünkü gazilik yalnızca askerî bir kavram
değildir; aynı zamanda siyasetin ürettiği bir kavramdır. Kimlere gazi madalyası
verileceğini de siyaset belirler.
Elbette çatışmanın diğer tarafında yer alanların da gazileri
vardır; tıpkı şehitleri olduğu gibi.
Kürt sorunu 1984 yılında başlamış bir sorun değildir. Bunun
daha öncesi vardır. Cumhuriyetin kuruluş süreci ve sonrasındaki dönemde 12 Kürt
isyanından söz edilir. Kısacası, isyan varsa orada bir sorun da vardır.
Son Kürt isyanı olarak kabul edilen, ancak devlet nezdinde
“düşük yoğunluklu savaş” ya da “düşük yoğunluklu çatışma” olarak tanımlanan
süreçte, birçok taraf ölülerini ve yaralılarını çatışma alanında geride
bırakmıştır.
Ülke sınırları içinde başlayan çatışma, kısa sürede
Ortadoğu’daki bölgesel gelişmelerle bağlantılı, daha geniş bir çatışmanın
parçası hâline gelmiş; Amerika tarafından ortaya atılan “Yeşil Kuşak”
politikası ve arkasından gelen çeşitli politik/doktrinel isimlendirmelerin
içinde yer alan çatışmalardan biri olarak uluslararası boyutta anılır olmuştur.
Irak’ta rejimin Amerikan işgaliyle sonlandırılması, ardından
Barzani yönetiminin bağımlı ama devlet gibi bir konuma getirilmesi süreciyle
birlikte, ülkemizdeki Kürt sorunu da başka boyutlara sıçramıştır.
Sorun, başta siyasiler tarafından tanımlandığı gibi yalnızca
bir “güvenlik” sorunu değil, daha çok “siyasi” bir sorun hâline gelmiştir.
Üstelik bu siyasi sorunun tarafları da çeşitlenmiştir.
Ülkemiz, dışarıdaki gelişmelere bağlı olarak önce “Kürt
realitesinin” tanınması, ardından bu sorunun tanımlanması aşamasını yaşadı.
Daha sonraki süreçte, özellikle AKP iktidarıyla birlikte, tanınmış Kürt
realitesinin altının doldurulması için girişimlerle karşılaştık.
Ancak Kürt realitesinin altının doldurulması, bugüne kadar
yasal süreç içinde, hukuk maddeleriyle yerini almış değildir. Bunun temel
nedeni olarak gösterilen; çatışmanın devam etmesi ve sorunun, devlet açısından
“terör” sorununun çözümüne endekslenmiş olmasıdır.
Önce çatışmanın sona ermesi, ardından gelecek olan
“açılım”...
1984 yılından bugüne bu “düşük yoğunluklu çatışma” sürecinde
ölen insanların sayısı konusunda ortak bir rakama ulaşılamıyor. Çünkü birçok
ölüm, aslında var olmasına rağmen yok sayılıyor. Bu ölümler, bir anlamda
yaşanan çatışmanın boyutunu da ortaya çıkarıyor.
Taraflar, bu boyutun gerçek anlamda ortaya çıkarılmaması
konusunda, benim anladığım kadarıyla, bir uzlaşı içindeler.
Gaziler ise öyle kolayca yok sayılacak insanlar değildir. Çünkü
görünür biçimde içimizde yaşamaktadırlar.
Zaman zaman “düşük yoğunluklu çatışma” konusunda
araştırmalar yapılmış, kitaplar yayımlanmıştır. Çatışmanın askerler üzerindeki
etkileri bir dönem tartışma konusu olmuş, hatta bu konuda yazılanlar
yasaklanmıştır.
Bunlardan biri Nadire Mater’in 1999 yılında yayımlanan Mehmedin
Kitabı: Güneydoğu’da Savaşmış Askerler Anlatıyor adlı kitabıdır.
Mater, 1980’lerin sonları ve 1990’larda Güneydoğu’da
askerlik yapmış 42 askerin kendi deneyimlerini, doğrudan onların anlatıları
üzerinden aktarır. Kitabın önemi, çatışmayı yalnızca devletin resmî söylemi ya
da PKK’nin anlatısı üzerinden değil, sıradan erlerin savaş deneyimleri
üzerinden ele almasıdır.
Kitap yayımlandığında ciddi tartışmalara yol açmış, Mater
hakkında dava da açılmıştır.
Sonuçta gaziler vardır.
Onlara maaş, bakım ve özlük hakları konusunda birçok yasal
düzenleme yapılmıştır. Ancak askerî hastanelerin kapanmasıyla birlikte
gazilerin bakım ve tedavi konusu sanki ortada kalmış gibidir.
Uzuvlarını kaybeden gaziler açısından protezlere ulaşmak
öyle ucuz değildir. Gazilerin aldığı maaşlar, bu protezlerin en ucuzuna ve
dolayısıyla daha rahatsız olanına ulaşmalarını ancak mümkün kılabilmektedir.
Bunların yanında gazilerin de bakmak yükümlü oldukları aileleri vardır ve gaziler
arasında rütbeye bağlı farklılıklar ve haklardan yararlanma konusunda
eşitsizlikler söz konusudur.
Kısacası mesele, konforlu olanı kullanmak değil; zorunlu
olanı, elde edilebildiği kadarıyla kullanabilmektir.
Gaziler, 13 Temmuz günü Ankara Güvenpark’ta eylem
başlattılar.
Birçok medya kuruluşu kendileriyle söyleşiler yapıldı.
Siyasilerin ilgisizliğinden yakındılar. Dertlerini anlatabilecekleri,
kendilerini doğrudan muhatap alacak bir siyasi merci bulamamaktan şikâyet ettiler.
Sonuçta onlar, bir siyasi tercihin sonucunda ortaya çıkmış,
somut olarak karşımızda duran insanlardır.
Eylem sırasında Meclis’ten geçen yasalar gazileri memnun
etmemiştir.
Tam da bu sırada, Meclis’ten geçen çerçeve yasayla “Terörsüz
Türkiye” kavramının ilk somut hukuki adımı atılmıştır.
Gaziler ise bu adımın doğal muhataplarından biri olduklarını
savunuyorlar.
Ama siyasi bir kararla, o çatışmada yer alanların muhatap
alınmak yerine yalnızca kendilerine yalnızca söz hakkı tanındığı, sessizce ve
kendilerini ziyaret etmeyerek davranış biçimiyle ifade edilmiş oldu.
Çünkü bu gazileri ortaya çıkaran “düşük yoğunluklu savaş”ın
sonlanması amacıyla, Meclis içinde yeni bir arayış için adım atılmaktadır.
Atılan adım ne yazık ki açık ve şeffaf değil.
Devletin işleri —çatışma, savaş gibi konular— nedense hep
karanlıkta yürütülüyor ve bizler çoğu zaman yalnızca sonucunu yaşıyoruz.
Çocuklarımız ya ölüyor, ya yaralanıyor ya da ömür boyu üzerlerinden
atamayacakları travmalarla içimizde yaşamaya devam ediyorlar.
Sonuç olarak Ankara’da madencilerin haklarını aradığı bir
zamanda, gaziler de kendi özlük hakları için meydana indiler. Çıkarılan yasanın
yeterli olduğu vurgulanarak onların eyleminin sonlandırılmasına siyasi merciler
karar verdi.
Eylemin 38. gününde, sabah saatlerinde polisiye tedbirle Güvenpark’tan
alınıp başka bir yere götürüldüler.
Eylem alanlarını polis bariyerler ile çevrelenmesi sorunları
ortadan mı kaldırdı?
Peki, gazilerin sorunu bitti mi?
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder
Not: Yalnızca bu blogun üyesi yorum gönderebilir.