Galata Gazete


22 Ağustos 2026 Cumartesi

İşçinin Hakkı Var, Bakanın Sözü Yok

İşçinin Hakkı Var, Bakanın Sözü Yok

Gördüğüm tüm maden girişlerinde “Bismillahirrahmanirrahim” yazar. “Rahmân ve Rahîm olan Allah’ın adıyla” anlamındadır. Kısaca işçiler oradan madene geçerken, ilk adımlarında bu yazıyı okurken aslında “Allah’ın izni ve adıyla” der.

Ama bu yazıların asıldığı madenlerde kaza eksik olmaz. Kaza dediğime bakmayın; aslında bunlar önlenebilir kazalar. İşveren aşağıya, yani iş güvenliğine yatırım yapmak yerine lojistiğine yatırım yapıp çıkanı hemen paraya dönüştürme derdindedir. İşveren ne işçisini düşünür ne de madenini; çünkü ona göre kaza bu işin “fıtratında” vardır. Sonuçta iktidar, “Benim madencim işini bilir.” der!

Patronlar genelde kazadan dolayı sorumlu ilan edilmez.

Kaza olmuşsa eğer, mutlaka işçilerden biri Allah’ın adını anmadan aşağıya inmiş ve cenabet diye düşünen birileri patron katında bulunabilir. Orada ilk tepki, iş cinayetinin sorumlusunun işçi olduğu yönünde olur; bu kaza nedeniyle kaybedilecek para ve siparişler düşünülür gibi geliyor bana...

Genelde kamuoyu önüne sürülen sorumlu, oraya bakan müdür, mühendis ya da kazmasından kıvılcım çıkaran işçidir. Kısaca parayı kazanan değil, maaşıyla hayatını idame ettirmeye çalışan emekçidir suçlanan.

Madende işlenen cinayetten canı yanan işçiye tekme atmak da iktidarın bürokratına nasip olur. Sonraki tekmeler hukuksal süreçte devam eder gider. İşçinin ve yakınının acısı acısıyla kalır; alması gerekenleri alamayan yakınların feryadı göğe çıkar. Ama işin “fıtratı” budur!

Patronlar gülmeye, çocuklarını en güzel okullarda okutmaya devam ederken işçisine “İşçisin, işçi kal.” der ve işçiye hakkını vermemek için her türlü taklayı atmayı, arkasına iktidarı almayı marifet sayar.

Bugünlerde işçiler hakları, yani kazanılmış hakları —öyle bir talep falan da değil— için bakanlık önünde, sıcağın alnında, ısınmış betonun üstünde, susuz ve aç şekilde feryat etmeye devam ediyor. Çünkü işçiye bakan söz vermiş: “Patron vermezse hakkını, benim güvencem altında.”

Ama güvence verilen sözler çok çabuk unutulur. Çünkü siyasette söz, aslında sözün üstünü çiğneyip geçmektir. Siyasetin “fıtratında” bu var...

İşçi inanmıştır. “Sen söz verdin.” diyerek makamının önünde bekler, randevu talep eder. Ama bakan, yaz tatilinde olduğunu bildirir; camdan işçilere bakarken! Yerine bakan da bulunmaz. Çünkü bakan yetkiyi tek kişiden almıştır, sadece ona karşı sorumludur. Büyük olasılıkla yerine başkasının bakmasına da izin vermez. Benim düşünceme göre, Cumhurbaşkanı’nın direktifi olmadan işçilerle görüşmez.

Neden böyle düşünüyorum? Çünkü her bakan bir açıklama yaparken, Cumhurbaşkanı’nın bilgisi dâhilinde yapıldığına vurgu yapan cümle mutlaka söze başlarken kullanılır. Kalıplaşmış ama o kalıbı her açıklamanın başında görmek şaşırtıcı değil. Eskiden şaşırırdım ama sanırım ona da kanıksadım.

Eğer görüşürse ne olur?

O sözü söylediğinde sanırım birileri kulağını çekmiştir: “Sen kim oluyorsun da söz veriyorsun?” Siyaseten de olmaz. Çünkü “Biz sermayenin iktidarıyız.” demişlerdir diye içimden geçiriyorum...

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

Not: Yalnızca bu blogun üyesi yorum gönderebilir.