İşçinin Hakkı Var, Bakanın Sözü Yok
Gördüğüm tüm maden girişlerinde “Bismillahirrahmanirrahim”
yazar. “Rahmân ve Rahîm olan Allah’ın adıyla” anlamındadır. Kısaca işçiler
oradan madene geçerken, ilk adımlarında bu yazıyı okurken aslında “Allah’ın
izni ve adıyla” der.
Ama bu yazıların asıldığı madenlerde kaza eksik olmaz. Kaza
dediğime bakmayın; aslında bunlar önlenebilir kazalar. İşveren aşağıya, yani iş
güvenliğine yatırım yapmak yerine lojistiğine yatırım yapıp çıkanı hemen paraya
dönüştürme derdindedir. İşveren ne işçisini düşünür ne de madenini; çünkü ona
göre kaza bu işin “fıtratında” vardır. Sonuçta iktidar, “Benim madencim işini
bilir.” der!
Patronlar genelde kazadan dolayı sorumlu ilan edilmez.
Kaza olmuşsa eğer, mutlaka işçilerden biri Allah’ın adını
anmadan aşağıya inmiş ve cenabet diye düşünen birileri patron katında
bulunabilir. Orada ilk tepki, iş cinayetinin sorumlusunun işçi olduğu yönünde
olur; bu kaza nedeniyle kaybedilecek para ve siparişler düşünülür gibi geliyor
bana...
Genelde kamuoyu önüne sürülen sorumlu, oraya bakan müdür,
mühendis ya da kazmasından kıvılcım çıkaran işçidir. Kısaca parayı kazanan
değil, maaşıyla hayatını idame ettirmeye çalışan emekçidir suçlanan.
Madende işlenen cinayetten canı yanan işçiye tekme atmak da
iktidarın bürokratına nasip olur. Sonraki tekmeler hukuksal süreçte devam eder
gider. İşçinin ve yakınının acısı acısıyla kalır; alması gerekenleri alamayan
yakınların feryadı göğe çıkar. Ama işin “fıtratı” budur!
Patronlar gülmeye, çocuklarını en güzel okullarda okutmaya
devam ederken işçisine “İşçisin, işçi kal.” der ve işçiye hakkını vermemek için
her türlü taklayı atmayı, arkasına iktidarı almayı marifet sayar.
Bugünlerde işçiler hakları, yani kazanılmış hakları —öyle
bir talep falan da değil— için bakanlık önünde, sıcağın alnında, ısınmış
betonun üstünde, susuz ve aç şekilde feryat etmeye devam ediyor. Çünkü işçiye
bakan söz vermiş: “Patron vermezse hakkını, benim güvencem altında.”
Ama güvence verilen sözler çok çabuk unutulur. Çünkü
siyasette söz, aslında sözün üstünü çiğneyip geçmektir. Siyasetin “fıtratında”
bu var...
İşçi inanmıştır. “Sen söz verdin.” diyerek makamının önünde
bekler, randevu talep eder. Ama bakan, yaz tatilinde olduğunu bildirir; camdan
işçilere bakarken! Yerine bakan da bulunmaz. Çünkü bakan yetkiyi tek kişiden
almıştır, sadece ona karşı sorumludur. Büyük olasılıkla yerine başkasının
bakmasına da izin vermez. Benim düşünceme göre, Cumhurbaşkanı’nın direktifi
olmadan işçilerle görüşmez.
Neden böyle düşünüyorum? Çünkü her bakan bir açıklama
yaparken, Cumhurbaşkanı’nın bilgisi dâhilinde yapıldığına vurgu yapan cümle
mutlaka söze başlarken kullanılır. Kalıplaşmış ama o kalıbı her açıklamanın
başında görmek şaşırtıcı değil. Eskiden şaşırırdım ama sanırım ona da
kanıksadım.
Eğer görüşürse ne olur?
O sözü söylediğinde sanırım birileri kulağını çekmiştir:
“Sen kim oluyorsun da söz veriyorsun?” Siyaseten de olmaz. Çünkü “Biz
sermayenin iktidarıyız.” demişlerdir diye içimden geçiriyorum...
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder
Not: Yalnızca bu blogun üyesi yorum gönderebilir.