İnsan Standartlara Uygun Değildir
Standartlar her zaman kötü değildir. Örneğin trafik
kuralları, ölçü birimleri, bazı teknik standartlar veya ortak dil kuralları,
insanların birbirleriyle anlaşmasını kolaylaştırır. Burada standart, farklılığı
yok etmekten çok ortak bir zemin oluşturur.
Sorun, standardın tarafsız ve değişmez bir gerçekmiş gibi
sunulmasıyla başlar. “Doğru olan budur” denildiği anda, aslında başka bir soru
sormamız gerekir: Kime göre, neye göre?
Standartlaştırılan birçok şey aslında sorunludur. Çünkü
“kime göre, neye göre?” diye sorduğumuzda, bir çıkar grubunun çıkarına hizmet
eden standartların farklılıkları ortadan kaldırarak homojen bir düşünce yapısı
ortaya çıkardığını görürüz.
Asıl sorun, standartların sorgulanamaz hâle gelmesidir.
Homojen olan çoğu zaman ilerlemeyi durdurur. Çünkü ilerleme,
farklı düşüncelerin, farklı deneyimlerin ve mevcut olanı sorgulamanın içinden
çıkar. Standart ilan edilen her şey, aslında insan düşünce yapısının küresel
anlamda tek tipleştirilmesine de hizmet edebilir.
Standart, bir araç olmaktan çıkıp ölçünün kendisi hâline
geldiğinde, farklı olanı yalnızca farklı olduğu için yanlış ilan etmeye başlar.
İşte o noktada standart, düzen sağlayan bir araç olmaktan çıkar ve düşünceyi
biçimlendiren bir iktidar aracına dönüşür.
Bugün sağlık sektöründe de standartlar mevcuttur. Kan
verdiğimizde elimize ulaşan bütün değerler, belirlenmiş standartlar üzerinden
değerlendirilir. Oysa her insanın vücudu farklıdır; verdiği tepki de farklı
olabilir. Benim için iyi olan, sizin için kötü olabilir. Bir tedavinin olumlu
sonucu, başka bir insanda aynı sonucu vermeyebilir; hatta pozitif ilerleme
birden tersine dönebilir.
Kısacası insan vücudu standartlaştırılamaz; tıpkı parmak
izlerinin standart hâle getirilemeyeceği gibi.
Farklılıkları unutturan her türlü ilaç tedavisi ve tanı
yaklaşımı, aslında hastalığın gerçekten tanımlanmasını da güçleştirir. Bugün
ilaç sanayisi de büyük ölçüde standartlaştırılmış bir yapı üzerinden
ilerlemektedir. Sanayinin temel amacı ise kazanç ve kâr elde etmektir.
Çok kritik öneme sahip olan ilaçlar, maliyetlerinin binlerce
katı fiyatlarla satışa sunulup tüketilmesi sağlanırken, benzer ilaçların
üretimi de patent adı altında tekellerine alınarak piyasada tröst bir yapı
oluşturulmaktadır.
Bütün ülkelerde geçerli olan ve ilaç sektörünün belirlediği
modern tıp anlayışı, doktorun kişisel gözlemini giderek geri plana iten ve
tamamen teknik sonuçlara bakarak ilerleyen bir araca dönüştürülmüştür.
Yapay zekânın gelişimiyle birlikte, bu alanda insana da
ihtiyaç kalmayabilir. Çünkü sonucu okumak, verileri değerlendirmek ve belirli
standartlara göre karar vermek için sonunda insana bile gerek kalmayacak.
Sadece tıp alanında mı? Elbette değil.
Hukuk da bir standart işidir. Bugün yaşadığımız birçok
hukuksal sorunun temelinde, standart olarak belirlenmiş hukuk maddelerinin
yaşanan somut olaylara uygulanamaması ve bu maddelerin farklı biçimlerde
yorumlanması vardır. Hukukta da insanın, olayın ve koşulların farklılığı çoğu
zaman önceden belirlenmiş kuralların içine sığdırılmaya çalışılır.
Eğitimde de aynı ilkeler geçerlidir. Eğitim adı altında
insanların hayalleri çalınıyor; farklı düşünmenin, farklı yeteneklerin ve
farklı yolların önüne standart bir yaşam biçimi konuluyor. Böylece eğitim,
insanın kendisini keşfetmesinin ve geliştirmesinin aracı olmaktan çıkıp
gelişimin önündeki en büyük engellerden biri hâline geliyor.
Üretimde de standartlar hayatımızın her yerindedir. Standart
üretime göre raflar düzenleniyor, standart hâle getirilmiş ürünler orada
pazarlanıyor. Neyin üretileceğine, nasıl üretileceğine ve neyin tüketileceğine
ilişkin düzen kuruluyor.
Ve sonunda bizler yalnızca raftan ürün alan müşteriler
değil, aynı zamanda raflara yerleştirilen ürünlerin kendisi hâline geliyoruz.
Bizler hem rafta ürünüz hem de raftan ürünü alan müşteriyiz.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder
Not: Yalnızca bu blogun üyesi yorum gönderebilir.