Galata Gazete


22 Ağustos 2026 Cumartesi

İnsan Standartlara Uygun Değildir

İnsan Standartlara Uygun Değildir

Standartlar her zaman kötü değildir. Örneğin trafik kuralları, ölçü birimleri, bazı teknik standartlar veya ortak dil kuralları, insanların birbirleriyle anlaşmasını kolaylaştırır. Burada standart, farklılığı yok etmekten çok ortak bir zemin oluşturur.

Sorun, standardın tarafsız ve değişmez bir gerçekmiş gibi sunulmasıyla başlar. “Doğru olan budur” denildiği anda, aslında başka bir soru sormamız gerekir: Kime göre, neye göre?

Standartlaştırılan birçok şey aslında sorunludur. Çünkü “kime göre, neye göre?” diye sorduğumuzda, bir çıkar grubunun çıkarına hizmet eden standartların farklılıkları ortadan kaldırarak homojen bir düşünce yapısı ortaya çıkardığını görürüz.

Asıl sorun, standartların sorgulanamaz hâle gelmesidir.

Homojen olan çoğu zaman ilerlemeyi durdurur. Çünkü ilerleme, farklı düşüncelerin, farklı deneyimlerin ve mevcut olanı sorgulamanın içinden çıkar. Standart ilan edilen her şey, aslında insan düşünce yapısının küresel anlamda tek tipleştirilmesine de hizmet edebilir.

Standart, bir araç olmaktan çıkıp ölçünün kendisi hâline geldiğinde, farklı olanı yalnızca farklı olduğu için yanlış ilan etmeye başlar. İşte o noktada standart, düzen sağlayan bir araç olmaktan çıkar ve düşünceyi biçimlendiren bir iktidar aracına dönüşür.

Bugün sağlık sektöründe de standartlar mevcuttur. Kan verdiğimizde elimize ulaşan bütün değerler, belirlenmiş standartlar üzerinden değerlendirilir. Oysa her insanın vücudu farklıdır; verdiği tepki de farklı olabilir. Benim için iyi olan, sizin için kötü olabilir. Bir tedavinin olumlu sonucu, başka bir insanda aynı sonucu vermeyebilir; hatta pozitif ilerleme birden tersine dönebilir.

Kısacası insan vücudu standartlaştırılamaz; tıpkı parmak izlerinin standart hâle getirilemeyeceği gibi.

Farklılıkları unutturan her türlü ilaç tedavisi ve tanı yaklaşımı, aslında hastalığın gerçekten tanımlanmasını da güçleştirir. Bugün ilaç sanayisi de büyük ölçüde standartlaştırılmış bir yapı üzerinden ilerlemektedir. Sanayinin temel amacı ise kazanç ve kâr elde etmektir.

Çok kritik öneme sahip olan ilaçlar, maliyetlerinin binlerce katı fiyatlarla satışa sunulup tüketilmesi sağlanırken, benzer ilaçların üretimi de patent adı altında tekellerine alınarak piyasada tröst bir yapı oluşturulmaktadır.

Bütün ülkelerde geçerli olan ve ilaç sektörünün belirlediği modern tıp anlayışı, doktorun kişisel gözlemini giderek geri plana iten ve tamamen teknik sonuçlara bakarak ilerleyen bir araca dönüştürülmüştür.

Yapay zekânın gelişimiyle birlikte, bu alanda insana da ihtiyaç kalmayabilir. Çünkü sonucu okumak, verileri değerlendirmek ve belirli standartlara göre karar vermek için sonunda insana bile gerek kalmayacak.

Sadece tıp alanında mı? Elbette değil.

Hukuk da bir standart işidir. Bugün yaşadığımız birçok hukuksal sorunun temelinde, standart olarak belirlenmiş hukuk maddelerinin yaşanan somut olaylara uygulanamaması ve bu maddelerin farklı biçimlerde yorumlanması vardır. Hukukta da insanın, olayın ve koşulların farklılığı çoğu zaman önceden belirlenmiş kuralların içine sığdırılmaya çalışılır.

Eğitimde de aynı ilkeler geçerlidir. Eğitim adı altında insanların hayalleri çalınıyor; farklı düşünmenin, farklı yeteneklerin ve farklı yolların önüne standart bir yaşam biçimi konuluyor. Böylece eğitim, insanın kendisini keşfetmesinin ve geliştirmesinin aracı olmaktan çıkıp gelişimin önündeki en büyük engellerden biri hâline geliyor.

Üretimde de standartlar hayatımızın her yerindedir. Standart üretime göre raflar düzenleniyor, standart hâle getirilmiş ürünler orada pazarlanıyor. Neyin üretileceğine, nasıl üretileceğine ve neyin tüketileceğine ilişkin düzen kuruluyor.

Ve sonunda bizler yalnızca raftan ürün alan müşteriler değil, aynı zamanda raflara yerleştirilen ürünlerin kendisi hâline geliyoruz.

Bizler hem rafta ürünüz hem de raftan ürünü alan müşteriyiz.

 

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

Not: Yalnızca bu blogun üyesi yorum gönderebilir.