Ülker grubu, bisküvi alanında nasıl başarılı oldu?
Biliyorsunuz, Ülker ismini Kur’an’dan alır. Yani bir cemaat
ilişkisi içindedir. İslami duyarlılığı olan bir şirket, bu anlayışı nasıl
başarıya dönüştürdü diye düşünürken aklıma gelenleri yazmak istedim.
Çocukluğumuzdan bugüne, tüm köy bakkallarına kadar ulaşan
bir dağıtım ağı vardı.
Başlangıçta çok kötü ve sonradan öğrendiğimiz kadarıyla
taklit ürünlerle üretime başlamış, patent almadan ürettiği ürünleri Türkiye
sathına dağıtmıştır. Şimdi ise taklit ettiği ürünlerin gerçek sahipleri olan
firmaları Avrupa’da satın alarak artık taklit değil, orijinal ürünlere sahip
bir konuma gelmiştir.
Cemaat ilişkisini lojistik olarak kullanarak aslında ilk
gıda alanında kargo işini çözmüştür. Lojistiği çözen, en kötü ürününü dahi
pazarlamış; yeni tüketim alışkanlıklarını köy çocuklarına kadar taşımıştır. Her
tüketilen bisküvi, “bir cemaate, bir şirkete” diye formüle edilmiş olabilir.
Bugün BİM, ŞOK, A101 gibi marketler, Ülker’in bu büyük
başarısının günümüzdeki taklididir. Yerel olanı yok ederek yeni tüketim
alışkanlıkları kazandırmışlardır.
Avrupa ve Amerika gibi ülkelerde başarılı bir şekilde
oluşturulmuş zincir marketler, küreselleşmenin sonucu olarak ülkemize aynı
modelin yerel biçimleri olarak gelmiştir. Gerçi bu model daha önce Ülker’in
dağıtım alanında, Coca-Cola ve Pepsi’nin dağıtım ağlarına benzer biçimde
uygulanmıştır.
Bir cemaat ilişkisinin ulaştığı sermaye birikimini kimse
gerçek anlamda hesaplayamaz. Çünkü cemaat ilişkisinin içinde kayıtlı olanın
dışında, kayıtsız oranı da oldukça yüksektir. Çuvallara doldurulan paraların
yerini zaman içinde, sahip oldukları ya da ortak oldukları katılım bankaları
alacaktır.
Bunun en bariz örneklerinden biri, Almanya’nın Köln kentinde
yapılan binalara aktarılan paralardır.
New York’ta yapılan gökdelenler...
Amerika Birleşik Devletleri’ndeki cemaat merkezleri...
Ülkemizde hastaneler, okullar...
Silah sanayisine girmiş bir cemaat ilişkisi...
Kısacası, cemaat deyip geçilmeyecek bir konumdan söz
ediyoruz.
Cemaat, lojistik işini en ücra yere dahi ulaşan eliyle
görünür kılan bir yapıdır; Ülker’in bisküvisi bunun sembolik bir örneğidir.
Onların kontrol ettiği bu kadar büyük sermaye ile neler
yapılıyor?
Elbette bu kadar büyük bir bütçe, çürümeyi de beraberinde
getirir. Gerçek inananlarla yalnızca onların üzerinden para kazanan simsarlar
arasındaki ayrım burada ortaya çıkar.
Cemaatlerin doğuşu Cumhuriyet ile başlar. Tarikatların
bıraktığı boşluğu, imamlar ve o imamların etrafında oluşturulan cemaatler
doldurmuştur.
Peki, bu imamlara cemaat yolunu açan ne olmuştur?
Bu, siyasi bir tercihle ilgilidir.
Anti-komünist derneklerin oluşumu, yani Komünizmle Mücadele
Dernekleri...
Cemaat liderlerinin önemli bir bölümü bu derneklerle
ilişkilidir. Çünkü bunlar aynı zamanda istihbarat görevini yerine getirmiş;
yerelde oluşabilecek komünist hareketleri ve bireyleri jurnalleme işini gönüllü
olarak yapmıştır.
Kanlı Pazar olarak tarihimize geçen olaylarda o dinci
güruhun —aslında “güruh” yanlış; örgütlü bir kesimden söz ediyoruz— Amerikan
gemilerine dönüp namaz kılması tesadüfi değildir.
O namaz kılanların önemli bir bölümünün 12 Eylül sonrasında
devleti biçimlendiren konumlara gelmiş olmaları da tesadüflerle açıklanamaz.
Sonuç: Cemaatlere yol açan siyasi tercih, bugün
yaşananlardan da sorumludur.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder
Not: Yalnızca bu blogun üyesi yorum gönderebilir.