Galata Gazete


28 Ağustos 2026 Cuma

Ülker grubu, bisküvi alanında nasıl başarılı oldu?

Ülker grubu, bisküvi alanında nasıl başarılı oldu?

Biliyorsunuz, Ülker ismini Kur’an’dan alır. Yani bir cemaat ilişkisi içindedir. İslami duyarlılığı olan bir şirket, bu anlayışı nasıl başarıya dönüştürdü diye düşünürken aklıma gelenleri yazmak istedim.

Çocukluğumuzdan bugüne, tüm köy bakkallarına kadar ulaşan bir dağıtım ağı vardı.

Başlangıçta çok kötü ve sonradan öğrendiğimiz kadarıyla taklit ürünlerle üretime başlamış, patent almadan ürettiği ürünleri Türkiye sathına dağıtmıştır. Şimdi ise taklit ettiği ürünlerin gerçek sahipleri olan firmaları Avrupa’da satın alarak artık taklit değil, orijinal ürünlere sahip bir konuma gelmiştir.

Cemaat ilişkisini lojistik olarak kullanarak aslında ilk gıda alanında kargo işini çözmüştür. Lojistiği çözen, en kötü ürününü dahi pazarlamış; yeni tüketim alışkanlıklarını köy çocuklarına kadar taşımıştır. Her tüketilen bisküvi, “bir cemaate, bir şirkete” diye formüle edilmiş olabilir.

Bugün BİM, ŞOK, A101 gibi marketler, Ülker’in bu büyük başarısının günümüzdeki taklididir. Yerel olanı yok ederek yeni tüketim alışkanlıkları kazandırmışlardır.

Avrupa ve Amerika gibi ülkelerde başarılı bir şekilde oluşturulmuş zincir marketler, küreselleşmenin sonucu olarak ülkemize aynı modelin yerel biçimleri olarak gelmiştir. Gerçi bu model daha önce Ülker’in dağıtım alanında, Coca-Cola ve Pepsi’nin dağıtım ağlarına benzer biçimde uygulanmıştır.

Bir cemaat ilişkisinin ulaştığı sermaye birikimini kimse gerçek anlamda hesaplayamaz. Çünkü cemaat ilişkisinin içinde kayıtlı olanın dışında, kayıtsız oranı da oldukça yüksektir. Çuvallara doldurulan paraların yerini zaman içinde, sahip oldukları ya da ortak oldukları katılım bankaları alacaktır.

Bunun en bariz örneklerinden biri, Almanya’nın Köln kentinde yapılan binalara aktarılan paralardır.

New York’ta yapılan gökdelenler...

Amerika Birleşik Devletleri’ndeki cemaat merkezleri...

Ülkemizde hastaneler, okullar...

Silah sanayisine girmiş bir cemaat ilişkisi...

Kısacası, cemaat deyip geçilmeyecek bir konumdan söz ediyoruz.

Cemaat, lojistik işini en ücra yere dahi ulaşan eliyle görünür kılan bir yapıdır; Ülker’in bisküvisi bunun sembolik bir örneğidir.

Onların kontrol ettiği bu kadar büyük sermaye ile neler yapılıyor?

Elbette bu kadar büyük bir bütçe, çürümeyi de beraberinde getirir. Gerçek inananlarla yalnızca onların üzerinden para kazanan simsarlar arasındaki ayrım burada ortaya çıkar.

Cemaatlerin doğuşu Cumhuriyet ile başlar. Tarikatların bıraktığı boşluğu, imamlar ve o imamların etrafında oluşturulan cemaatler doldurmuştur.

Peki, bu imamlara cemaat yolunu açan ne olmuştur?

Bu, siyasi bir tercihle ilgilidir.

Anti-komünist derneklerin oluşumu, yani Komünizmle Mücadele Dernekleri...

Cemaat liderlerinin önemli bir bölümü bu derneklerle ilişkilidir. Çünkü bunlar aynı zamanda istihbarat görevini yerine getirmiş; yerelde oluşabilecek komünist hareketleri ve bireyleri jurnalleme işini gönüllü olarak yapmıştır.

Kanlı Pazar olarak tarihimize geçen olaylarda o dinci güruhun —aslında “güruh” yanlış; örgütlü bir kesimden söz ediyoruz— Amerikan gemilerine dönüp namaz kılması tesadüfi değildir.

O namaz kılanların önemli bir bölümünün 12 Eylül sonrasında devleti biçimlendiren konumlara gelmiş olmaları da tesadüflerle açıklanamaz.

Sonuç: Cemaatlere yol açan siyasi tercih, bugün yaşananlardan da sorumludur.

 

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

Not: Yalnızca bu blogun üyesi yorum gönderebilir.